18 Temmuz 2016 Pazartesi

"İdam İsteriz"


15 Temmuz 2016’da Cumhuriyet tarihinin yüz karası niteliğinde, felâket, berbat bir gece yaşadık. Türk Silâhlı Kuvvetleri’ndeki gruplaşmalar, illegal yapılanmalar ve disiplinsizlik kimsenin reddedemeyeceği bir şekilde ortaya çıktı. Tanklar, jetler, helikopterler... TBMM tarihinde ilk kez bombalandı ve bu olayda Türk ordusuna ait askerî araçlar kullanıldı. Çeşitli yerlerdeki olaylarda yüzlerce asker ve sivil hayatını kaybetti. Henüz bu tarihî ve karanlık günlerin ardındaki sır perdesi aralanmış, kafalardaki ciddî soru işâretleri yanıtlanmış, haklı kuşkular giderilmiş değil.

Bu acı ve fakat “bir garip” darbe girişiminin en çok can sıkan sonuçlarından biri de selâlar ile, hükûmetin çağrısı ile sokağa dökülenler arasındaki kişilerin günahsız erleri linç etmeye kalkması oldu. Kafasından kan fışkırır hâlde yerde yatan askeri acımasızca tekmelemek gibi görüntülerin yaşandığı süreçte “demokrasiye sâhip çıkan” öfkeli güruhun sloganlarından biri de bu darbe girişiminde bulunanların idam edilmesine yönelik taleplerdi. Erdoğan’ın halk önündeki konuşmalarında da bu “İdam isteriz!” talebi dile getirildi ve kendisi “Bu taleplerinizi yok sayamayız. Demokrasilerde halkın istediği olur!” diye beylik bir lâf ile yanıt verdi. En son 1 saat önce internete düşen habere göre CNN International'a röportaj veren Erdoğan mecliste idam cezasının kabûl edilmesi hâlinde cumhurbaşkanı olarak yasa değişikliğini onaylayacağını söylemiş.

Normali nedir bunun? Siyasetçi, öfkeli ve kontrolden çıkmaya müsait kitleleri yatıştırmaya çalışır, fakat tek amacı daha fazla iktidar olursa ortaya çıkan öfkeden beslenmekten geri durmaz. Şimdi Türkiye’de uzun süredir yargı bağımsızlığının yok edildiği hepimizin mâlûmu. Buna -mizansen veya gerçek- bir darbe girişimini atlatmış olmanın verdiği özgüvenle daha otoriter bir döneme gidileceği yönünde oluşan çekinceleri de ekleyin. Sonuç olarak eğer bir hata yapılıp idam cezası yeniden yasalara dâhil edilirse, iktidar dışındaki kesimlerin, hattâ iç hesaplaşmalarda harcanacak iktidar çevresindekilerin de can güvenliğini tehlikeye sokacak korkunç bir dönem başlayacaktır. Nasıl ki 1999 depreminde oluşan zararı kısa bir sürede gidermek için “geçici bir amaçla” çıkarılan Özel İletişim Vergisi depremin üzerinden 17 yıl geçmesine rağmen hâlâ varlığını koruyor ve depremzedelere değil yolsuzluk yapan hırsızların ceplerine akıyorsa, muhtemel bir idam cezası da bu darbe girişimini organize eden Fetullahçı ihânet örgütünün alçak ve nâmussuz elemanlarına dokunmakla kalmayacaktır. Birilerinin güç ve iktidar hırsı ile yapabileceklerinin sınırının epey bir yüksek olduğunu acı olaylarla tecrübe ettik. Fakat İsmet Paşa’nın dediği gibi, sehpalar kurulursa nasıl işleyeceğini kimse bilemez.

Saray ve hükûmetin 7 Haziran 2015’ten sonra “milliyetçiliği ayaklar altına alma” söylemini terk edip kuşandığı o eğreti milliyetçi dil, “vatana ihânet” temalı cümleler bu süreçte de öne çıktı. İşte havuz medyasında, mitinglerde, sosyal medyada “vatan hainlerine idam” konuşulur oldu. İslâmcı camianın içinden gelen muhalif bir gazetecinin dediği gibi bunları başarılı kılan en önemli şey ve iktidarlarını ayakta tutan farkları, utanma duygusuna sâhip olmamalarıdır. Hababam Sınıfı’ndaki Ahmet gibi, utanacaklarını bilsem onlara hitap etmek isterdim ama ondan da anlamazlar ki... Çok yakın tarihimizin gerçekleri hâfızalarda tâze dursun diye kısa bir fatura çıkaracağız şimdi. Kaynağımız bölücü terör örgütü PKK’nın lideri Abdullah Öcalan’ın İmralı’da kendisini ziyârete gelen BDP/HDP heyetleriyle olan görüşmelerinin metinlerinden oluşan ve geçen yıl Avrupa’da basılan “İmralı Notları” kitabı... Vatandan, bayraktan, vatana ihânetten, idam cezasından bahsetmelerinin ne denli büyük bir utanmazlık (taban için de unutkanlık) olduğunu daha iyi anlayacaksınız.

***

Tarih 21 Temmuz 2013.
Bebek katili geçmişte hükûmet ile PKK’nın “bâzı anlaşmalara” vardığını, MİT Müsteşarı Emre Taner’in (göreve atanması 2005) kendisinden onay istendiğini anlatıyor: “Biz Emre Bey ile burada görüşmeye başladığımızda Sabri, Zübeyir, onlar üzerinden bâzı anlaşmalara varılmıştı. Benim de onayımı istediler ama yetersiz buldum, olmadı. O nedenle 156 sayfalık yol haritası hazırladım, ama kabûl görmedi.” (s. 108)

***

Tarih 17 Ağustos 2013.
Abdullah Öcalan’ın fikirleri Millî Güvenlik Kurulu’nda tartışılıyor: “Dün heyetle tartıştım. Herhâlde hayata geçer, MGK’da da tartışacaklar.” (s. 130)

***

Tarih belli değil. 26 Nisan ve 15 Ağustos 2014 arasındaki ikinci görüşme.
Terörist başının elinde bir yasa taslağı var. Maddeleri okuyor. HDP (veya BDP) heyetine fikirlerini soruyor. Metin, 10 Temmuz 2014’te TBMM’de kabûl edilecek olan 6551 sayılı “Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Yasa Tasarısı”nın metni. Bu yasa -İmralı görüşmelerinde de sık tekrarlanan- “sürecin (yâni PKK ile pazarlığın) yasal dayanağını oluşturmak” için çıkarılan yasa olarak biliniyor. (s. 320) Yasalar artık mecliste, komisyonlarda değil terörist başının masasında belirleniyor, ne âlâ!

***

Tarih 9 Ocak ve 4 Şubat 2015.
Bu iki görüşmede hazır bulunan Kamu Güvenliği Müsteşarı Muhammed Dervişoğlu’nun üç ayrı yerde bahsettiği hususları aktaralım: “Ben burada son çıkarılan çerçeve yasayla (yukarıda bahsettiğimiz yasa - ES) birlikte müzâkerenin görevlisiyim. Güvenlik güçlerinin hükûmet üzerine baskısı var. Vatandaşların da baskısı var. (s. 383) Güvenlik güçleri üzerinde operasyon yapalım baskısı var. Bu talepler Başbakana ve güvenlik birimlerine de sıkça iletilmeye başlandı. (s. 384) Ayrıca bölgede polis ve askerin hükûmet üzerinde ciddî bir operasyon baskısı var (...) güvenlik güçlerinin operasyonel süreçlerine hükûmet direnç gösteriyor. (s. 388)

Yâni vatandaş ve güvenlik güçleri hükûmete sürekli baskı yapıp terör örgütüne karşı operasyon talep etmiş, hükûmet de direnç göstermiş. Bu arada hükûmetin bu talepleri karşılıksız bıraktığı süreçte (ki bunun adını vatanseverler “ihânet süreci” veya “the süreç” koymuştu) terör örgütünün çeşitli yerlerde saldırılar düzenlediğini, şehirleri silâh deposu yaptığını, asker dâhil olmak üzere kamu görevlilerini dağa kaçırdığını, heykel diktiğini, bayrak indirdiğini, “asayiş timleri” kurduğunu, yol kestiğini hepimiz biliyoruz. Özellikle “Güvenlik güçlerinin operasyonel süreçlerine hükûmet direnç gösteriyor.” cümlesi, askerimizi ve polisimizi şehit edenlerin kimin yüzünden hayatta kalıp güçlendiği sorusunu yanıtlamakta tek başına yeterli!

***

Tarih 9 Ocak 2015.
KGM’den devam edelim. Öcalan’ın ve HDP’lilerin eleştirileri üzerine Müsteşar Bey konuşuyor ve hükûmetin PKK’ya olan yardımlarının yalnızca askerî olmadığını belirtiyor: “Bu konuda siz de haksızlık yapıyorsunuz. Siz buradan örgütü yönetiyorsunuz. Buna müsaade ediyoruz. Heyetlerin geliş gidiş imkânlarını da sağlıyoruz. Bunlar hiç yokmuş gibi değerlendiriyorsunuz. (s. 376) Tüm bu değerlendirmelerinizde olumlu yapılmış olan hiçbir şeyden bahsetmiyorsunuz. Bir Öcalan imajı âdeta yeniden oluştu. Daha önceki değerlendirmelerden çok farklı olarak burada yürütülen çalışmalarla bugün kamuoyu sizi çok daha farklı değerlendiriyor. (s. 383)

***

Tarih 9 Kasım 2013.
Gönlü terörle mücadele eden Engin Alan’ın tutuklu kalmasından ama terör davasından tutuklu BDP’li vekillerin dışarı çıkmasından yana olan bir hükûmet!.. İdris Baluken anlatsın: “Tutuklu vekillerle ilgili herhangi bir gelişme yok. Daha önce hükümet yetkilileri ile yaptığımız görüşmede bu konuda Ergenekon davasından tutuklu olan vekiller nedeni ile adım atamadıklarını söylüyorlardı.” (s. 175)

***

Tarih 18 Mart 2013.
Biz susalım terörist başı konuşsun: “2006’da bir yetkili ‘Süreç ilerlerse en son sıra sana gelecek.’ demişti.” (s. 34)

***

Tarih 27 Şubat 2015.
Biz susalım, Müsteşar konuşsun. Hükûmetimizin ve önemli makamlara atadığı kişilerin ne kadar vatansever, milliyetçi olduğunu yansıtsın: “Yüz yıldır Türk-Kürt ilişkileri üzerinden çatışma politikası uygulandı. Tehlike sadece Kürt milliyetçiliği değil, Türk milliyetçiliğidir
aynı zamanda.” (s. 422)

***

Bir parça da YPG konusundan söz etmeli... Son aylarda Tayyip Erdoğan Batı’ya, ABD’ye karşı anti-emperyalist(!) nâralar atıyor, neden YPG’yi terör örgütü olarak tanımlamadıklarını, neden terör örgütleri arasında ayrım yapıp bâzılarını desteklediklerini sorup dert yanıyor. PKK’nın Suriye kolu olduğu konusunda hiçbir kuşkuya yer olmayan YPG ile AKP arasındaki ilişkiler konusunda da İmralı Notları yardımcı oluyor.

Tarih 17 Ağustos 2013
Selahattin Demirtaş: “Türkiye PYD’nin Suriye muhalefetiyle birlikte hareket etmesini istiyor. Muhalefetin bayrağını kullanmasını istemişler, üçüncü çizgiyi sonlandırmak istiyorlar. Buna karşılık da sınır kapıları açılacak, Türkiye de oradaki yapıyla ilişki geliştirecek. İleride muhalefetle birlikte çözüm olunca Türkiye itiraz etmeyecek.” (s. 119)

Abdullah Öcalan: “[Salih] Müslim’in Türkiye’ye gelmesi stratejiktir, hatta PKK ile görüşülmesi kadar önemlidir, dendi”.
Yetkili: “Yakında on beş kamyon yardım da gidecek. Evet, stratejiktir.” (s. 131)

***

Tarih 8 Şubat 2014
Pervin Buldan: “[Hakan Fidan] PYD’nin rejimle işbirliği yaptığını, bu tutumunu değiştirirse
kendilerine destek sunacaklarını söyledi.” (s. 231)

***

Tarih 9 Mart 2014
İdris Baluken: “[Ahmet Davutoğlu] PYD'nin rejime desteğini kesmesi, muhalefetle hareket etmesi ve diğer Kürt gruplarıyla ilişkiler geliştirmesi durumunda desteklemeye hazır olduğıunu ifâde etti.” (s. 254)

***

Tarih 15 Ağustos 2014
İdris Baluken: “[Ahmet Davutoğlu] İŞİD’le mücadele için PYD ve Özgür Suriye Ordusu üzerinden oluşacak bir ittifaka destek verebileceklerini aktardı. Biz de bu durumu Kandil’deki toplantıda arkadaşlarla paylaştık. Özellikle Carablus ve Til Ebyad bölgesinde ÖSO ile ittifak temelinde bazı ilişkiler gelişebileceğini arkadaşlar da aktardılar. Arkadaşlar rejimle PYD arasındaki ilişki konusunda Davutoğlu’nun dile getirdiği bazı hususların çok gerçekçi olmadığını ifade ettiler. Ayrıca Rojava’ya yönelik ambargo ve ablukanın Türkiye tarafında tamamen kaldırılması gerektiğini ilettik. Bu konuda Davutoğlu gerekli adımları atmaya hazır olduklarını ifade etti. Bilmenizde fayda var, bu süre içerisinde Başbakanlık-AFAD eliyle Kobani’ye yardım malzemeleri gönderildi. Bazı sıkıntılı konularda da pratik alanda ilerlemeler sağlandığını söyleyebiliriz. Türkiye Qamişlo kapısına PYD’nin denetimi alması durumunda hiçbir sıkıntının kalmayacağını ısrarla ifade ediyor.” (s. 359)

***

Tarih 4 Şubat 2015
Abdullah Öcalan: “29 Kasım’ı da hatırlayalım (Türkiye cephesinden Kobani’ye en
yoğun saldırının geliştirildiği gün). MİT’in özel müdahalesi oldu.
Zaten Kobani’yi de o kurtardı.” (s. 406 - Parantez içi yayıncının notu.)

***

Tarih 27 Şubat 2015
Sırrı Süreyya Önder: “Geliş sebebi doğrudan arabuluculuk teklifi değil. Bunu Kandil’deki arkadaşlardan da dinledik. Süleyman Şah’la ilgili bir geliştir. Gelmişken bu tıkanıklığın aşılmasında rol alıp alamayacağını sormuşlar. Ben de buna bir tek sizin karar verebileceğinizi, dolayısıyla sizinle görüşmeyi talep etmesini önerdim.”
Abdullah Öcalan: “Doğru yapmışsın. Zaten o da olacak. Benim önerimdi. Bu operasyonun gerekçesi nedir? IŞİD saldırısı mı? Tabiî Esad muhaberatı da var. Tahmininiz nedir?”
Heyet: “Başkanım, IŞİD türbeyi Türkiye’yle anlaşarak komutanların karargahı gibi kullanıyordu. Bunun sebebi oranın rejim tarafından dokunulmaz oluşuydu. Bildiğimiz kadarıyla IŞİD karşıtı koalisyona dâhil oluyor hükûmet. Amerikalılardan da izin almışlar. Bence IŞİD’le de zımnî bir anlaşma yapmışlar. Tüm bu işleri yapabilmek için de PYD’den yardım istemişler. Genel hatlarıyla budur.” (s. 417)

Kamu Güvenliği Müsteşarı: “Salih Müslim ile görüşüldü. İstedikleri önemli hususlar
oldu. Cezire ile Afrin arasında bir koridor açılmasına katkıda bulunmamız ve kolaylaştırmamız istendi ve lojistik ihtiyaçların giderilmesine dair talepler görüşüldü. En önemlisi, irtibat noktası tesisi, yani temsilcilik. Kobane ile Cezire arası koridor, Şenyurt-Dirbesiye kapısının açılması, STK’lara kolaylık göstermek, yüz jeneratör ve şartları değiştirecek geniş boyutlu ihtiyaçlar konuşuldu.” (s. 418)

***

PKK ve FETÖ... İkisi de AKP döneminde gücüne güç kattı. İkisi de AKP’nin mücadele değil müzâkere ettiği veya işbirliği yaptığı örgütlerdi. Bu politikaların can, mal, kaynak, millî birlik, ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, bağımsızlık, uluslararası ilişkiler gibi farklı açılardan çok ağır bir maliyeti oldu. 15 Temmuz da bu maliyetin bir parçasıdır. Sorumlulara verilecek ceza ile ilgili olarak ortaya uçuk fikirler atanların bir daha düşünmesini öneririz!


NOT: “Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa (İmralı Notları)” adlı kitapla ilgili genel incelememizi başka bir yazıda sunacağız.

1 yorum: